3 Eylül 2016 Cumartesi

Hayatımızdaki Temelsiz İnançlar: "Mit"

Not: Bu yazıyı Irvin D. Yalom'un editörlüğünü yaptığı "aile terapisi" kitabından esinlenerek yazdım.

 Bir mit, kaynağı kanıtlanabilir olmayan fakat doğayı, adetleri ya da alışkanlıkları açıklayan geleneksel bir düşünce olarak yayılan popüler bir masaldır. (Aile Terapisi)

Bu yazıdaki mitten kastım efsaneler değildir. Bahsetmeye çalışacağım mit insanların akıldışı olan düşüncelerini içerir. Mitsel düşüncelerin temeli yoktur ama çoğunlukla toplum içinde kabul görür.

Şimdi bir örnekle başlayalım;
"Gerçekten seviyorsa ne istediğimi anlar." Bu düşünce temelsizdir ve karşıdaki insanın biz söylemeden düşüncelerimizi ve duygularımızı anlayabileceğini varsayar. Gerçek şu ki çoğu zaman biz kendi düşüncelerimizi bile anlayamazken bizim anlayamadığımızı karşımızdakinden beklememiz gerçekten ironiktir..

Hepimizin sahip olduğu bazı mitsel düşünceler vardır. Çoğu zaman içinde bulunduğumuz çevre ve popüler kültürde bu mitlerin oluşumunda ya da pekiştirilmesinde rol oynar.

Hemen buna da bir örnek verelim. Mesela bir evliliğin başarılı olması için tartışma olmaması, empati ve iletişimin yüksek olması gerektiği mitini ele alalım. Şu an bunun mit mi yoksa doğru bir düşünce mi olduğunu düşündüğünüzü görür gibiyim. İçinde bulunduğumuz çevre ve popüler kültürde bu mitin gelişmesine ve yayılmasına yardımcı olur.

Şimdi bununla ilgili bir çalışmaya bakalım;
"John Gottman tarafından yapılan çalışmaya göre doyurucu evliliklerin; çatışma ve çözümleri etrafındaki duygusal havadan ziyade tarafların öfke değiş tokuşu sırasında eleştirici, savunmacı, küçük düşürücü ve taş duvar şeklinde davranma gibi yıkıcı davranışları minimize eden kapsamlı pozitif etkileyici dengeyi sürdürme yeteneğine  daha çok dayandığını ileri sürer.
Yani evliliklerde tartışmalar olur ve bu tartışmalardaki yıkıcı davranışlar minimize edildiği zaman olumsuz değildir.

Hayatımızın her alanında aslında gerçeğe dayanmayan temelsiz düşünceler yer alır. Biz bunların çoğunun farkında değilizdir. Bu mitler bazen bizim yaşantımızı içten çökertebilir ve biz bunun farkına varamayız. Bazen bu mitlerin kökeni o kadar derin yaşantılarımızla bağlantılıdır ki bizim yazgı kararlarımızı bile oluştururlar ve biz sürekli neden aynı sonuca ulaşıyoruz diye dövünür dururuz.
 Adaletlilik mitini ele alalım; her şey eşit olmalı ve eşit verilmeli. Ben bir şey veriyorsam karşılığında da bir şey bana verilmeli. Şimdi bu mite sahip olduğunuzu ve her şeyi değerlendirirken bunu dikkate aldığınızı düşünün. Hayatınız nasıl olurdu? Büyük ihtimalle ağzınızdan şu sözler dökülürdü: "Ben ona her şeyimi verdim ama o bana karşılığını vermedi." Bu düşünceler içinde hayattan umudunuzu keser ve geri çekilirsiniz. Çünkü verdiğiniz kadar almanız gerektiğine inanıyordunuz ve dünya bu isteklerinizi karşılamadı.

Ben mitleri anlatmaya devam etsem bir türlü bitmez çünkü sayısız tane mit var. O yüzden konunun özünü vereyim. Mesele bizim neyi seçtiğimizle ilgili, düşüncelerimiz mi bizi yönlendirsin yoksa biz mi düşüncelerimiz üzerinde hakimiyet kurup kendi hayatımızı kendimiz yazalım. Bu Matrix filmindeki mavi ve kırmızı hap olayına benzer. Ya yaşamının farkında olmadığın, kendini güvende hissettiğin bir hayatı seçersin ya da zor olanı seçip  kendi hayatını kendin çizersin..

"Mükemmel değil yeterince iyi bir hayat yaşamanız dileğimle"

2 yorum:

  1. Eski yayınlarda örneğin stres olumsuz olarak tanımlanmış ama daha sonra bir miktar stresin kişiyi motive ettiği ve olması gerektiği fark edilmiştir.Çatışma da bazen yeni bakış açısı oluşturabilmek adına faydalıdır.Tabi ki belli bir düzeyde :)Ben de bunları yazmak istedim :)

    YanıtlaSil