15 Ocak 2017 Pazar

ERGENLERDE BİLİŞSEL GELİŞİM




 
  Yaratıcılıklarının hat safa da olduğu bu evrede çocuklarınıza destek olmalı ve bu özelliklerini kullanmalarını sağlamalısınız. Çocuğunuzla birlikte sudoku gibi bulmacalar çözebilir, onunla seviyeli güzel tartışmalar yapabilirsiniz. Bu yaştaki gençlerimiz gelişen zihinleri ile birlikte bazı davranış biçimleri sergiliyorlar. Bunlardan en önemlilerinden bazılarına değinmeye çalışacağım:


   Tartışmaya çok yatkın olduğumuz bir gelişim dönemidir o yüzden aile ve öğretmenlere çok iş düşmektedir. Gençlerle tartışmaya girdiğimizde sakin olmalı illa bizim söylediğimiz doğru havasına girmemelisiniz çünkü bu çocukta ters etki oluşturabilir ve bu dönemin başka bir özelliği olan isyankarlığı da tetikleyebilir. Sabır göstermeli ve bu gibi durumlarda çocukla tekrar konuşmak için bir süre beklemeliyiz. Çünkü, bu dönemde çocuklar artık bilişsel açıdan gelişmeye başlamışlardır ve iyi düşünürlerse doğruyu görebilirler. Onlara kendi doğrumuzu öğretmek yerine doğruyu nasıl öğreneceklerini öğretmeliyiz.

  • Bu dönemde olanla, gerçekte olması gerekeni kıyaslayabilecek düzeye geliyor. Buraya kadar gayet iyi fakat her zaman olması gerekeni aşırı derecede istiyor ve bu da bazı sorunlara yol açabiliyor.
  • Farklı noktaları görebilme yetimiz bu dönemde gelişmiştir. Bu sayede felsefe, politika gibi konuları kavrayabilir ve kendi düşüncelerimizi üretebiliriz.
  • Bu dönemde çocuklar her zamankinden daha kararsız oluyorlar bunun nedeni de farklı açılardan görebildikleri için neyi seçeceklerine karar verememeleri.
  •  Bu dönemde gençler aşırı derecede kendine odaklı oluyorlar. Sanki dünya onların etrafında dönüyor gibi hissediyorlar.
  •  Bu dönemin en tehlikeli özelliklerinden biride kendilerini yenilmez, zarar görmez gibi hissetmeleri. Bu durum çok kötü sonuçlara yol açabiliyor.

Ergenle tartışmaları nasıl daha pozitif hale getirebilirim?

İlk olarak onu çocuk gibi deneyimsiz olarak görmeyerek başlamalıyız. “Acaba benim görmediğim neyi görüyor.” diye sormalıyız.

En önemli kriter: %100 yanlış olduğunu bildiğimiz bir şeye inanıyorsa verilen tepki sakin olmalıdır. En önemli kısım budur. Sizin bu tavrınıza rağmen hiddetlenip kapıları çarpıyorsa; Eğer uygun yöntemi kullandıysak çocuk hatasının farkına varıp geri dönecektir. Sakinleştikten sonra bu konuları konuşmamız gerekir. Ne yazık ki ergenlerle ilişkilerimizi düzenleyecek sihirli bir deyneğimiz yok. Tek sihir saygı ve sevgiyle hareket etmek.
 
DÜŞÜNCE MODUNDAKİ DEĞİŞİMLER
15-16 yaş ve daha sonrasında gözlenebilecek değişimlerdir. Soyut düşünceye dönüş yapıyoruz. İnsanların %50’si soyut düşünüyor. Geneli de üniversite öğrencisi. Soyut düşünceye geçmemize rağmen bazen cevapsız kalıyoruz bunun nedeni soyut düşünmemiz fakat pratiğe dökemememiz.

SOYUT DÜŞÜNCE ÇEŞİTLERİ

  • Verilerle değerlendirerek düşünme
  • Sistematik düşünme: Probleme etki edecek tüm durumları düşünür buna uygun bir fikir üretir.
  • Tümevarım ve Tümdengelimsel düşünce gelişir.
  • Ayşe, Aytenin amcasının tek erkek kardeşinin tek kızıdır gibi cümleleri dönüşümlü düşüncenin gelişmesi sayesinde rahat bir şekilde anlayabilir.
  • Hiç olmayacak durumlar hakkında fikir yürütebilme yeteneğine sahip oluyorlar.

22 Aralık 2016 Perşembe

ERGENLER VE YALAN




Yalan nedir? Yalan söyleme, gerçek olmayan duygu veya düşüncelerin sanki varmışçasına anlatılması yahut var olan bir durumun yokmuşçasına gizlenmesi şeklinde açıklanabilir. 

Aslında yalanı hepimiz çok iyi biliyoruz bu hepimizin hayatında belli dönemlerde yaptığı bir şey. Yalan biz gerçekleri görmeye hazır olmadığımız için kullandığımız bir kaçış yolu, kendimize olan özgüvenimizin yetersiz olmasının yol açtığı bir etmen. Asıl soru yalanın ne olduğu değil neden yalan söylediğimiz...

Neden yalan söyleriz? Yalan gerçeklerin saklandığı bir perdedir ve asıl nedeni saklamak için kullanılır. Her yalanın altında gizlenmiş bir duygu vardır ve gerçek nedene inilmezse asla tam çözüme kavuşturulamaz. Yalan genelde büyük bir problemin görünen yüzüdür. Bu problem anne-babanın korku, kızgınlık ya da kaygı duyacağı ciddi bir mesele olabilir. Ergenler bazen de dikkat çekmek, cezadan kurtulmak ya da başkalarını etkilemek için yalan söyler. İnsanların yalan söylemelerinin temelde karmaşık duygusal yönleri vardır fakat davranış bozukluğuna dönüştükten sonra keyfi çıkar içinde uygulanabilir. İkinci durum hem kendisi hem de başkaları için çok tehlikelidir ve yardım alınması gerekir.

Aslında yalan çocukken başlar. Hayalle yalanı ayırt edemeyen çocuk hayal dünyasındaki her figürü bu şekilde aktarmaya çalışır. Fakat ailelerin tutum ve yaklaşımlarıyla bu problem ya aşılır ya da çözümsüz bir hal alır. Çocukluk döneminde başvurulan yalanlar çocuğun daha çok kendini koruduğu bir liman gibidir. Nasıl bir cezayla karşılaşacağından emin olamadığı zaman yalana başvurur. Hata yaptığını fark ettiği zaman dayakla karşılaşma kaygısı yalan davranışının devam etmesini sağlar.

Ergenlik dönemine girildiği zaman ise ailenin tutum ve davranışları artık çocuk tarafından öğrenilmiştir. Ailenin tavırlarını içselleştirdiği için onlara karşı kendini ortaya koyma davranışı olarak özgürleşme çabası içindedir. Özgürleşme ve bağımsızlık istekleri aile tarafından reddedildiği zaman kendini yetersiz gördüğü durumlarda yalan bir kalkan görevini görür. Yalanı en çok ergenler başarısız kaldıkları durumlarda kullanırlar.

Yalan söyleme davranışı genel itibariyle baskı altındaki bireyin, ağır cezadan kurtulmak için durumları çarpıtma yoluna başvurmasıyla ortaya çıkar. Bu nedenle çocuk eğitiminde ağır cezalar, çocuğu ceza konusunu oluşturan ve suçlandığı davranışı devam ettirmeye sevk edebileceği gibi bambaşka hatalar işlemesine de yol açabilir.

 Yalan söyleme davranışının bir sebebi, çocuğun ebeveynlerine karşı “güven” duymamasıdır. Onların beklentilerini karşılayamadığını düşünüyor, cezalandırılmaktan korkuyor olabilir. Yahut çocuğun davranışlarının büyük bir kısmına müdahale ediliyor ve bu yolla özgürlük alanı iyiden iyiye daraltılıyor ise çocuk hata yapmaktan veya küçük düşmekten korkar hale gelerek yine yalana başvurabilir. 

Çocukları yalana teşvik etmemek için, onları köşeye sıkıştırıp itirafa zorlamamak gerekir. Kendini dört bir yandan kuşatılmış hisseden çocuk için baskının doğal sonucu yalana başvurmaktır. Bir başka tutum yanlışlığı ise cezalandırılmayacağı vaadiyle doğru söyletilen çocuğu itiraf ettirdikten sonra cezalandırmak veya azarlamaktır. Bahsi açılmışken belirtmek gerekir ki cezalandırmak, her zaman şiddete başvurmak veya bir takım kısıtlamalara maruz bırakmak anlamına gelmeyebilir. Diğer çocuklarla sürekli kıyaslama, kendini savunmasına izin vermeme, çocuğu devamlı suçlama da bir nevi cezalandırma yöntemidir.

 Aileler çocuklarının olumsuz davranışlarına eğilmekten kendilerini değerlendirmeyi unutmuş ya da es geçmiş olabilirler. Ergenlik çağındaki bir gencin kendini olmasa da ebeveynlerini çok iyi tanıdığı göz önünde bulundurulmalı ve anne-babalar da kendilerini değerlendirmekten geri durmamalıdır.
Ailenin çocuğa sadece yalan söylemenin kötü bir şey olduğunu söylemesi yeterli değildir. Yalan davranışın ortaya çıkardığı sonuçları ergenle birlikte karşılıklı konuşarak çözümlemek gerekir. Onu yalan söylemeye iten sebepleri bulup ortaya çıkarmak çözümü de kolaylaştıracaktır.

Bu yazıyı okuyan herkese iki kelimelik küçük görünen fakat büyük önem arz eden bir önerim var: Karşılıklı sevgi ve güven birçok sorunu oluşmadan yok eder. Lütfen elinizden geldiğince bu ortamı oluşturmaya çalışın bunlardan sadece biriyle mesela sevgiyle bu iş yinede olmaz mı diyenleri duyar gibiyim. Ne yazık ki olmuyor. Mesela her anne baba çocuğunu sever fakat bu sevgiyle birlikte ona güvendiklerini göstermez ona bunu hissettirmezse sevgi taşlarının karşılıklı inşa edilmediğini fark ederler. Çünkü çocuk ailesine güven duymuyordur onları ne kadar çok sevse de yeri geldiğinde onlara yalanda söyler bir şeylerde saklar…


Son olarak şu sözle yazıyı bitiriyorum:
“Bir yalan dört doğruyu götürür; İyilik, güven, sadakat, huzur…”




                                                                                              YAZAR: Muhammet KAZANCI